Prof.Dr. İPEK SAYAN ÖZKAL Bir Çiçek Değil, Bir İsyan: 8 Mart
Yazı Detayı
05 Mart 2026 - Perşembe 10:28
 
Bir Çiçek Değil, Bir İsyan: 8 Mart
Prof.Dr. İPEK SAYAN ÖZKAL
 
 

Bir Çiçek Değil, Bir İsyan: 8 Mart

8 Mart Dünya Kadınlar Günü… Yüz yılı aşkın süredir “görünmeyeni görünür kılma” mücadelesi… Emeğin, direniş ve eşitlik talebinin yüksek sesi…Adalet arayışının tarihsel hafızası…

Bu özel günün kökeni, 19. yüzyılın sonlarında ağır çalışma koşullarına karşı direnen kadın işçilerin mücadelesine dayanır. Sanayileşmenin gölgesinde uzun saatler, düşük ücretler ve güvencesiz koşullarda çalışan kadınlar; yalnızca daha iyi şartlar değil, insanca yaşam talep ettiler. Bu direniş zamanla uluslararası bir dayanışma gününe dönüştü ve 1977’de Birleşmiş Milletler tarafından resmen tanındı. Artık kadınların mücadelesi evrensel ve tarihsel bir boyut kazanmıştı…

Ancak bugün dünya genelinde milyonlarca kadın, erkeklerle aynı işi yaptığı halde  eşit ücret alamıyor, ayrımcılığa ve şiddete uğruyor, cam tavan sendromuyla mücadele ediyor. Bu yüzden 8 Mart bir “farkındalık” günüdür. Bugünün bize hatırlatması gerekenler ise; kadın emeğinin görünür kılınması, eğitimde ve iş hayatında fırsat eşitliği, şiddetsiz bir yaşam hakkı ve karar mekanizmalarında adil temsildir.

Türkiye’nin karnesi ise eksi…

EKONOMİK OLARAK ÖZGÜR VE EŞİT DEĞİLİZ!

Öncelikle ekonomide kadınlarla erkekler arasında derin bir eşitsizlik var. TÜİK’in 2025 verilerine göre, kadınların işgücüne katılım oranı yaklaşık yüzde 36’lar seviyesinde. Erkekler için ise bu oran yüzde 70’in üzerinde. Yani kadınların işgücüne katılımı erkeklerin yarısından az olup, kadın istihdamı esnek ve yarı zamanlı çalışmada yoğunlaşmış durumda. Bu rakamlar bugün milyonlarca kadının ekonomik bağımsızlığa erişememesi anlamına geliyor. Bununla birlikte bugün kadınlar hâlâ büyük ölçüde hizmet sektöründe ve düşük ücretli alanlarda çalışıyor. Kayıt dışı çalışma oranı da oldukça yüksek düzeylerde. Çocuk bakım hizmetlerinin yetersizliği, esnek ve güvenceli çalışma modellerinin eksikliği kadınları işgücü piyasasının dışında bırakıyor. Yani kadının hem ev içi hem de iş hayatında emeğinin sömürülmesi çifte sömürü mekanizması olarak işliyor. Ekonomik kriz dönemlerinde ilk gözden çıkarılanın kadın emeği olması ise değişmeyen bir gerçek olmuş durumda…

GÜVENDE DEĞİLİZ! NE EVDE NE DE SOKAKTA…

Türkiye’de kadınların yaşam hakkı her yıl fiilen tartışılmaz bir gerçeklikle sınanıyor. Kadınlar hala kendini hem evde hem de sokakta güvensiz hissediyor. Kadına yönelik şiddet Türkiye’de hâlâ en yakıcı başlıklardan biri. Fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddet oranları resmi araştırmalarda çok ciddi seviyelerde. Sivil Toplum Kuruluşlarının açıkladığı kadın cinayeti verileri ise her yıl yüzlerce kadının yaşam hakkının ihlal edildiğini ortaya koyuyor. 2024 yılı, ülke tarihinin en yüksek kadın cinayeti rakamlarının açıklandığı yıl oldu. Yaklaşık 394 kadın erkekler tarafından öldürüldü ve yüzlerce şüpheli kadın ölümü kayda geçti. 2025 yılı için de tablo oldukça karanlık. 2025’te de yaklaşık 391 kadın öldürüldü,  bu vakaların 297'si erkekler tarafından işlenirken, 94'ü ise şüpheli ölüm olarak kaydedildi. Erkekler tarafından öldürülen kadınların yaklaşık 85’i yakın aile bireyleri veya eşleri tarafından katledildi. Bunun anlamı şu: Türkiye’de kadınlar genellikle en “güvenli” olması gereken yerde, evlerinde öldürülüyor. Bu cinayetlerin büyük bölümü “aile içi tartışma”, “namus”, “ayrılık” gibi gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılsa da arkasında cinsiyete dayalı şiddet ve eşitsizlik gerçeği duruyor. Veriler ise yalnızca cinayet sayısını değil, aynı zamanda kadınların çoğunun faili tanıdığını, çoğunun koruma kararı varken öldürüldüğünü ve cezaların caydırıcı olmadığına işaret ediyor. Yasaların uygulanmasındaki boşluklar ve cezasızlık algısı sorunları daha da büyütüp kadın cinayetlerini önleyemiyor…

SESİMİZ DUYULMUYOR!

Türkiye’de kadın nüfusu toplam nüfusun yaklaşık yarısını oluştursa da, karar masalarında oturdukları koltukların sayısı çok az. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın milletvekili oranı 28. dönem itibariyle 600 milletvekili içinde yine yüzde 20 barajını geçememiş durumda. Yerel yönetimlerde tablo daha da çarpıcı. Belediye başkanlıklarında kadın oranı tek haneli yüzdelerde seyrediyor. İl genel meclislerinde, belediye meclislerinde, parti yönetimlerinde kadınlar çoğu zaman “vitrin temsili”nin ötesine geçemiyor. Bu elbette ki yapısal bir mesele. Toplumsal cinsiyet rolleri hala öncelikle “ev içi sorumluluklar” üzerinden tanımlanıyor. Sadece siyasette değil, üst düzey yönetici pozisyonlarında, büyük şirketlerin yönetim kurullarında da kadın sayısı oldukça sınırlı. Sayı artıyor gibi görünse de kadınlar hala eşitlikten çok uzakta. Oysa temsil yalnızca bir sayı meselesi değil, kararların niteliğini belirleyen güçtür. Kadınların olmadığı masalarda, kadınların hayatına dair kararlar hem eksik hem yetersiz kalır…Yani kadınlar çalışıyor, üretiyor, başarıyor ama yükseldikçe yolları daralıyor…

Sonuç olarak 8 Mart geçmişi anma, bugünü sorgulama ve geleceği daha eşit kurma çağrısıdır. Çiçekler solabilir, mesajlar unutulabilir; ama eşitlik talebi kalıcıdır ve talep, yalnızca kadınların değil, insanlığın ortak meselesidir. Bugün atılan her adım, bir kız çocuğunun eğitimine devam etmesi, bir kadının ekonomik bağımsızlık kazanması, bir şiddet vakasının cezasız kalmaması, yarının daha adil toplumunun temelinin atılmasıdır. Türkiye’de kadınlara ekonomik fırsat eşitliği, şiddetten uzak güvenli bir yaşam, tüm kamusal alanlarda eşit temsil gelinceye kadar çiçekleriniz sizin olsun! Biz özgürlük mücadelemize devam….

 
Etiketler: Bir, Çiçek, Değil,, Bir, İsyan:, 8, Mart,
Yorumlar
Haber Yazılımı