




|
||
![]() |
MECLİSTE YUMRUK, SOKAKTA UMUTSUZLUK… | |
| Prof.Dr. İPEK SAYAN ÖZKAL | ||
Adalet ve İçişleri Bakanları değişikliğine ilişkin atama kararı, 11 Şubat 2026 tarihli ve 33165 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla resmiyet kazandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek Adalet Bakanı, Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi ise İçişleri Bakanı olarak atandı. Önceki bakanların kendi istekleriyle ayrıldığı açıklanıp, herhangi bir gerekçe bildirilmese de bu değişikliğin olacağı uzun zamandır kulislerde konuşuluyordu. Bakıldığında sadece 2 bakanlık değişti ve bu değişim Türkiye’nin ekonomi, yargı, güvenlik, eğitim ve sağlık gibi pek çok alanında yapısal sorunlar varken, iktidar cephesinde AKP’yi seçime taşıyacak olan “A Takımı”nda büyük bir değişim olarak yorumlanmadı. Muhalefet partileri ise cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi içinde belirleyici olan tek gücün Cumhurbaşkanı olduğu ve son kararların sadece Cumhurbaşkanı tarafından verildiğini vurgulayıp, bakanların adları ve kim olduklarının aslında pek bir öneminin olmadığı tartışmalarını tekrar gündeme getirdi. Mevcut sistemde bakanların toplumda ne adları biliniyor ne de yaptığı icraatlar…. Ancak yine de bu isimler siyaset arenasında oldukça büyük eleştiriler aldı ve tartışma yarattı. Peki neden? Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek, önceki görevinde başta CHP’li belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’na karşı yürütülen geniş çaplı soruşturmalarla gündeme gelmişti. Bu soruşturmalar CHP tarafından “siyasi” olarak nitelendirildiği için yapılan atama “yargı bağımsızlığına darbe” bağlamında ele alınarak eleştirildi. CHP lideri ve muhalefet çevreleri, bu atamayı yargının siyasallaşması ve Cumhurbaşkanı’nın siyasi kontrolünü güçlendirme yönünde bir adım atması olarak nitelendirdi. Atamaların akabinde TBMM içinde de arbede ve tartışmalar yaşandı. Bunlar sadece sözlü tartışmayla kalmadı, fiziki çatışmaya dönüştü. Meclis Genel Kurulu’nda yeni atanan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yemin töreni yapılırken CHP ve AKP’li vekiller arasında yumruklaşmaya varan olaylar yaşandı. Bu nedenle birleşime yaklaşık 15 dakika ara verildi, daha sonra Meclis Başkanı oturumu kapatarak görüşmeleri sonlandırdı. Peki Mecliste yaşanan bu arbede siyaseten nasıl okunmalı?Öncelikle yaşananlar sadece bir “yemin töreni gerilimi” değil. Adalet Bakanlığı koltuğu üzerinden yürüyen yargı bağımsızlığı tartışmasının Meclis zeminine taşınması anlamına geliyor. Ancak konu artık fikirsel tartışmanın dışına taşıyor. Bu durum, siyasette tansiyonun artık kurumsal nezaket sınırlarını aştığını da gösteriyor.İkinci olarak iktidar muhalefet arasındaki kutuplaşma derinleşiyor. Fiziksel temas içeren olaylar, siyasette retorik sertliğin artık fiili çatışmaya dönüştüğünü gösteriyor. Bu da Türkiye’de zaten yüksek olan kutuplaşma seviyesinin daha da keskinleştiğine işaret ediyor. Üçüncü olarak TBMM’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde zaten “güçsüz yasama” algısıyla zayıflamış olan kurumsal imajı daha da aşınıyor. TBMM’nin çatısı altında yaşanan bu kavga TBMM’nin ciddiyetine zarar veriyor, “devlet aklı” aklı görüntüsünü zayıflatıyor, seçmenler üzerinde olumsuz etki bırakıyor ve uluslararası kamuoyunda olumsuz bir algı oluşturuyor. Bu tür görüntüler özellikle ekonomi ve hukuk devleti tartışmaları sürerken dış yatırımcının algısını da dolaylı olarak etkiliyor. Dördüncü olarak karasız seçmen açısından tablo daha da karamsar.. Çünkü yaşanan arbede kararsız seçmeni daha da boşluğa itiyor. Karasız seçmen profili; ekonomik istikrar arayan, aşırı ideolojik olmayan, siyasi gerilimden, kutuplaşmadan ve siyasetin keskin dilinden yorulmuş normalleşme isteyen seçmen tipidir. Bu açıdan kararsız seçmenin “TBMM’de sorun çözmek yerine kavga ediliyor”, “siyaset yine kriz üretiyor”, “gerilim artınca ekonomi daha kötü oluyor” düşüncesiyle bu olayları yorumlamasının önü açılıyor ve seçimlerde hangi partiye oy vereceğine dair kafası daha da karışıyor, siyasetten soğuyor, sandığa gitmeme ve protesto oy eğilimi artabiliyor. İktidar tarafından yaratılan “baskıcı siyaset algısı” ile “siyasette yumuşama yok sertleşme ve kutuplaşma var”, “yargı bağımsızlığı üzerindeki tartışmalar derinleşiyor” duygusu oluşuyor. Karasız seçmenin oy vereceği siyasi partiyi tercih etmek için izlediği ekonomik gidişat, hukuk devletinin güvenliği, istikrar ve siyasi dilin tonu, ona güven arttırıcı bir katkı sağlamıyor. Tam tersine istikrarsızlık görüntüsü üretip, seçmeni sandıktan daha da uzaklaştırıyor. Türkiye’de son yıllarda kararsız seçmen oranı yüksek seyrettiği için, bu tarz görüntüler genelde mevcut kutuplaşmış blokları değiştirmediği gibi, kararsızları daha temkinli, sandığa daha mesafeli hale getiriyor. Sonuç; demokratik olgunluk açısından zayıf bir tablo, siyasi iletişim açısından başarısız bir görüntü ve kararsız seçmen açısından güven azaltıcı bir sinyal…Ancak kalıcı etki, olayın devamında verilecek siyasi mesajlara bağlı. Eğer taraflar gerilimi artırırsa zarar büyür; yumuşatma mesajı gelirse etkisi sınırlı kalabilir... Gelelim Türkiye gündemindeki ikinci tartışmalı atamaya… Yeni İçişleri Bakanı Çiftçi Çorum Valiliği yaptığı dönemde (2018 – 2023), İskilipli Atıf’ı Anma Törenleri’ne katılarak dua etmesiyle gündeme gelen bir isimdir. Peki kimdi İskilipli Atıf? Kuvâ-yi Milliyeciler aleyhinde şiddetli ifadeleri barındıran bildirileri yayımlayan Teâlî-i İslâm Cemiyeti üyesidir. Boğazlıyan Kaymakamı, Millî Şehidimiz Mehmed Kemal Bey’e (1884 – 1919) idam fetvası veren Mustafa Sabri (1869 – 1954) Şeyhülislamlık görevine getirildiğinde, Teâlî-i İslâm Cemiyeti’nin başkanlığına İskilipli Atıf getirilmişti. Teâlî-i İslâm Cemiyeti, Millî Mücadele’nin, Kuva-yi Milliye’nin aleyhinde çalışan bir cemiyetti. Dolayısıyla yeni İçişleri Bakanı Çiftçi, Millî Mücadele ve Kuva-yi Milliye’nin aleyhinde çalışan bir Cemiyetin başkanlığını yapan İskilipli Atıf’ı anarak özellikle Cumhuriyetçi ve Atatürkçü seçmenin tepkisini çekmişti… 2018 yılında da Millî Eğitim Bakanlığı ders kitaplarında Teâlî-i İslâm Cemiyetinin “zararlı cemiyetler” arasından çıkarıldığına dair bir bilgi basına yansımıştır. Sonuç olarak aynı gün değişen bu iki bakanlık devletin “otorite” ve “yargı” ayağı olup, yürütmenin kontrol alanını yeniden tahkim ettiği algısı yaratmıştır. Diğer bir bakış açısıyla özellikle terör elebaşına Komisyon kararıyla “umut hakkı”nın verilmesinin önünün açıldığı ve hükümetin ciddi eleştirilere maruz kaldığı, vatandaşın tenceresini kaynatamadığı, mutfaklarda yangın olduğu, ceplerin ise boş olduğu böyle bir dönemde hükümetin “kriz soğutma” ve “gündem değiştirme hamlesi” olarak da okunabilir ve Öcalan’ın umut hakkından yararlanması için yapılacak olan mevzuat değişikliği daha hızlı bir şekilde yapılabilir. Bununla birlikte bakan değişimleri çoğu zaman parti içi dengeleri veya ittifak ilişkilerini yeniden düzenleme aracıdır. Tüm bunların yanında bu iki yeni isim muhalefete ve Atatürkçü, Cumhuriyetçi seçmene verilen sert bir mesaj olarak da algılanmıştır. Fakat bilinmelidir ki; iki kritik bakanın Resmi Gazete’deki değişimi kâğıt üzerinde bir “hamle” olarak görülse de siyasetin gerçek sınavı sahada ve toplumun gözünde verilir. Meclisteki arbede, seçim tartışmalarındaki gerginlik ve karasız seçmenin siyasetten uzaklaşması gösteriyor ki, mevcut hükümet isim değiştirerek günü kurtarmaya çalışıyor, yargı bağımsızlığı tartışmalarına kendince son noktayı koyuyor ve mevcut Anayasanın değiştirileceği sinyallerini veriyor… Güven ve itibar ise hala boşta… Toplum siyasetin gösterisini izlemekten yorgun ve kararsız… Sözler havada, topluma vaat edilen icraatlar beklemede… Ekonomi canavarı ise her geçen gün vatandaşı canından bezdirmeye devam ediyor… İktidar düşüremediği enflasyon sebebiyle, siyasetin dilini ve hamlelerini sertleştirerek gündem değiştirmeyi ve vatandaşların gerçek sorunlarını tartıştırmamayı hedefliyor. Oynanan bu siyasi tiyatronun “doğru” okunması ve iktidara cevaben “doğru” adımların atılması umuduyla….Kaybedecek bir beş yılımız daha yok… |
||
| Etiketler: MECLİSTE, YUMRUK,, SOKAKTA, UMUTSUZLUK…, | ||
|